top of page

Bilirkişi Raporuna İtiraz Etmemenin Usuli Kazanılmış Hak Üzerindeki Etkisi

  • Yazarın fotoğrafı: Aslıhan Gürbüz Sevim
    Aslıhan Gürbüz Sevim
  • 6 gün önce
  • 4 dakikada okunur

Uzun bir aradan sonra, yenilenmiş bir sayfada yazmak, umarım hem bana fayda sağlar hem de meslektaşlarıma katkıda bulunur.


Usuli kazanılmış hak kavramı, aslında kanunlarda veya mevzuatta doğrudan düzenlenen bir husus değildir. Ancak hukuki istikrar ve hukuki güvenlik nedenleriyle, uygulamada içtihat ve doktrinlerle tanımlanmış olup, hukuk dünyasında önemli bir yere sahiptir. Öte yandan, doğrudan bir düzenlemenin bulunmaması, nasıl ve ne zaman uygulanacağının belirsizliği, uygulamada sıklıkla karışıklığa neden olmaktadır.


Öncelikle, usuli kazanılmış hak kavramının geçmişten günümüze kadar olan süreçte içtihatlarla nasıl tanımlandığına bakalım;


Usule ilişkin kazanılmış hak ilkesi, usul hukukuna ilk olarak Yargıtayın içtihadı birleştirme kararlarıyla girmiştir. Söz konusu içtihadı birleştirme kararlarıyla çizilen çerçeveye göre bu ilke; 


ilk derece mahkemeleri açısından, mahkemenin bozma kararına uyması durumunda, artık bozma kararı doğrultusunda inceleme yapma ve/veya hüküm verme zorunluluğunda olmasını,

ayrıca bozma kararı dışında kalan kısım hakkında yeniden inceleme yaparak karar verememesini, 

temyiz mercii açısından, bozma kararında belirtilen gerekçelerle kendisinin de bağlı olduğunu ve bozma kararı dışında kalan kısımlar hakkında yeniden inceleme yapamayacağını ifade etmektedir. (Yargıtay İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 04.02.1959 tarihli, 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı; AYM, Başvuru No:2020/21347, 21.12.2023 tarihli kararı)


Anılan ilkenin uygulama alanı zamanla yine içtihatlar yoluyla genişletilmiştir. Şöyle ki; yargılama sürecinde taraflardan birinin, mahkemenin ya da Yargıtayın gerçekleştirdiği herhangi bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan böyle bir hak oluşmuşsa, artık karşı taraf lehine usule ilişkin kazanılmış hak doğmuş olduğu kabul edilir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 18.02.2021 tarihli, 2018/10(21)-94 E., 2021/111 K. Sayılı kararı)


Bu durumu, bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi hali üzerinden açıklarsak, usuli kazanılmış hak ilkesini şu şekilde somutlaştırmak mümkündür: Yargılama sürecinde taraflardan biri bilirkişi raporuna itiraz etmezse -bilirkişi raporunun süresi içinde itiraz etmeyen taraf aleyhine kesinleştiği varsayımından yola çıkarak (HMK 281)- itiraz eden taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu kabul edilir.  


6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişi raporuna itiraz usulünü düzenleyen 281. maddesine göre, taraflar bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ edilmesinden itibaren bu rapora iki hafta içinde itiraz edebilirler. Bu itirazla, raporda eksik buldukları konuların bilirkişiye tamamlattırılmasını ya da yeni bir bilirkişi atanmasını mahkemeden talep etme haklarına sahiptirler.


Aynı kanun maddesi uyarınca, mahkeme de aynı veya farklı nedenlerle kendiliğinden bilirkişiden ek rapor talep edebilir ya da gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni bir bilirkişi atayarak yeniden inceleme yaptırabilir.


Sözkonusu hükmün gerekçesinde de, “Tarafların bilirkişi raporuna itiraz etmemesi, mahkemenin, ihtiyaç duyuyorsa, bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen yetkilerini kullanmasına, yani bilirkişiden re’sen ek rapor talep etmesine veya inceleme yaptırmak üzere yeni bir bilirkişi atamasına herhangi bir engel oluşturmaz.” hususuna yer verilmiştir.


Yargılamanın temel amacı, maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır.


Belirtilen hükme göre, usule ilişkin bir işlem olan bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi durumunda, rapora itiraz etmeyen tarafın maddi hukuka yönelik bir hakkını sona erdirecek veya diğer taraf lehine böyle bir hakkın doğmasına neden olacak şekilde sonuç bağlanması mümkün değildir.


Başka bir ifadeyle, bilirkişi raporuna itiraz şeklindeki usul işleminin yapılmaması durumunda kaybedilebilecek tek hak, yine usuli bir hak olan rapora itiraz etme hakkıdır.


Kaldı ki, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 94. maddesinin 3. fıkrasında da ifade edildiği gibi, tarafın belirlenen kesin süre içinde gerçekleştirmesi gereken bir işlemi zamanında yapmaması, sadece o işlemi yapma hakkını kaybetmesine neden olur.


Aksi takdirde, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 281. maddesinin 3. fıkrasında yer alan, mahkemenin gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla gerek gördüğünde yeni bir bilirkişi tayin ederek yeniden inceleme yaptırabilmesine olanak tanıyan hüküm anlamsızlaşır.


Bunun yanı sıra, bu yorum 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kendi hükümleri arasında da bir çelişkiye yol açar. Bu nedenle, bilirkişi raporuna itirazla ilgili belirtilen usul kuralından, bir tarafın alacağını talep edemeyeceği anlamının çıkarılması, kuralın öngörülemez bir şekilde uygulanmasına neden olur.


Göz ardı edilmemesi gereken bir diğer nokta da, bilirkişi raporunda eksiklik, hata veya açıklığa kavuşturulması gereken hususların bulunduğunun düşünülmesi durumunda, yeniden bilirkişi raporu talep etmenin, uyuşmazlığı çözmek ve bu kapsamda maddi gerçeği ortaya çıkarmakla yükümlü olan mahkemeye verilmiş yargısal bir görev ve yetki olduğudur.


Hâkimin, taraflardan birinin talebi ya da kendiliğinden aldığı bilirkişi raporunu, daha önceki raporla ilgili karşı taraf lehine usulî kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle hükme esas alamaması, hakkın tespitinde hâkimin uyuşmazlığı çözmek için gerekli delilleri değerlendirme takdirini ortadan kaldırabilir ve maddi gerçeği tespit edip hukuksal durumu belirlemesini engelleyebilir.


Dava açmak, kişilerin belirli bir konuda sahip olduklarını iddia ettikleri bir hak için hukuksal bir sonuç veya hüküm elde etmek amacıyla yargı organına başvurmalarını ifade eder. Davayı çözecek yargı merciinden beklenen, delilleri değerlendirip hukuk kurallarını yorumlayarak uyuşmazlıktaki maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve böylece davanın her iki tarafına da hakkını teslim etmektir. Dolayısıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda hâkimin bilirkişi raporu da dahil olmak üzere delilleri serbestçe değerlendirmesi ve gerekirse yeniden bilirkişi raporu alabilmesi bu amaca hizmet eder.


Mahkeme, uyuşmazlığı doğru şekilde çözmekle sorumludur. Uyuşmazlıkların çözülmesi için öncelikle maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, devletin ilgili hakları gerçekleştirme ve koruma yükümlülüğünün de bir gereğidir.


Faydalı olmasını dilerim.

Av.Arb.Aslıhan GÜRBÜZ SEVİM

Mart-2026



Yararlanılan Kaynaklar

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 18.02.2021 tarih, 2018/94 E., 2021/111 K. sayılı kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20.12.2013 tarih, 2013/131 E., 2021/1681 K. sayılı kararı



Yorumlar


Yazı: Blog2_Post

Avukat & Arabulucu

Aslıhan Gürbüz Sevim

agsevim@gmail.com

Maltepe Mahallesi,

Gazi Mustafa Kemal Bulvarı 83/5

Çankaya- Ankara

  • Spotify Sosyal Simge
  • Instagram
  • Twitter
  • LinkedIn

©2022, Anıttepe Hukuk

bottom of page